Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Bir Yarış Hikayesi

Fırsatları ardı ardına yaratmaya başlayınca çocuksu bir sevinç kaplamaya başladı beni. Bir adet şeker alınca nasıl mutlu oluyorsa bir ufak çocuk ben de öyle oluyordum işte. Deniz benim ara sıra tenhalarda kaçamaklar yaptığım aşkım oluvermişti. Onsuz yapamadığım cananım. Bir süre sonra Kış geldi. Ege ve Akdeniz rotaları kayboldu gitti ortalardan. Havalar karanlık havalar serin artık.
Kalakaldım öylece. Tam alışmaya tam kendimi denizlere atmaya başlamışken bu Kış hançer oldu aramıza. Ama dediğim dedikti. Vaz geçmeyecektim. Kış da olsa denizi terk etmeyecek bir fırsatını bulup yine ona koşacaktım. Bu kez de yarışır mısın dediler. Hayatta kalmak için yarışıyorduk zaten. Deneyimliyim yani. Hem bu kısa sürede yarışabiliyor olmak beni çok heyecanlandırdı. Ve denize kavuşabilme arzusu beni bu kez de yarışların içine attı. Yarışıyordum… 

Kurulu düzenin, mecburiyetlerin ve öğretilerin gölgelerinin müsaade ettiği kadar ışık alan kara hayatının içerisinde üstelik dünyanın sayılı metropollerinden birinin İstanbul’un içine sıkışmış vaziyette yaşarken, denizin artık sadece işine giderken ve evinin pencerelerinin arkasından maviliğini gören, yaz tatillerinde havuzda yüzmekten fırsat bulursa tuzunun tadını alabilen ve kız kardeşinin ismini seslenirken cümle içinde kullanabilen birisi için 2 senelik deniz ve yelken faaliyetinden sonra yelken yarışlarına katılıp yarışmak bir hayalin sürpriz şekilde gerçekleşmesi değilse nedir?

Doğruyu söylemek gerekirse doğuştan genlerimde olan deniz sevdasını hayatımın içine almayı ve kapsadığı yüzdesini sürekli arttırmayı başarabilmek kısa süre öncesine dek pek de umduğum bir şey değildi. İstediğim,peşinden koştuğum ama başaramadığım…
Ama rüzgar, ana yelkenimizi ilk kez doldurduğunda ve ilk bindiğim tekne sancağa sertçe yatıp ufku ilk kez denizin üzerinde ve 30 derece açıyla gördüğümdeki geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimi anlamıştım.

Adrenalin patlaması arkası Seretonin istilası gibiydi hissettiklerim.

Sadun Boro’nun misafir olarak katıldığı bir-iki ahşap tekne yarışı hariç hiç yarışmadığını,yarışmayı sevmediğini okuduğumu hatırlıyorum. Bende böyle düşünüyordum önceleri.
Deniz öyle hızlıca ve karambol yaşanacak bir şey değildi ki... Aheste aheste yaşamalı,viya böyle demeli, seyir ederken seyretmeli idi deryaları.

Yelken ,deniz,rüzgar,tekne öğrenilecek; fırtınalar,badireler,uzun seyirler,tehlikeler atlatılacak, yani denizci gibi denizci olunacak daha...Sonra belki yarışırız... Hünerlerimizi gösterip boğuşuruz hem tabiat anayla hem de fersah fersah bizden daha denizci ekiplerle, üstadlarla... Ama daha yolun başındayken yarışmak...
Daha neler ? Hem biz yelken yapmaya fırsat yaratmak için bin takla atıyoruz zaten, denizci olmak için önce trapezci olacağız neredeyse, daha öğrenilecek tonlarca şey var ama sen kalk birde yarışlara katıl...

Açıkçası başlarda hiç düşünmemiştim. Zordu. Televizyonlarda izlediğim özellikle one design yarışları hakikaten nefes kesiciydi tamam. Bizim Göçek regattaya benzer yarışlarımız doğa ve tekne resitali sunuyorlardı bu da tamam. Hatta Fenerbahçe ve İstanbul yelken kulüplerinin optimist ,lazer ve 4,7 yarışları da çok keyifli gözüküyordu .

Ama bilgiler ve birikimleri tecrübelerle buluşturacaksın bu da yetmezmiş gibi bunları saliselerle yarışarak teknende uygulayacaksın ve ekibinin tamamı bunları yapabilme bilgi ve becerisine sahip olacak. Senkranizasyon ve Koordinasyon had safhada bir harala gürelenin içinde yer alacaksın. Havanın ani şaşırtmacaları ve değişkenliği de cabası.

İlk tramolasını yaklaşık 1 yıl önce atan ilk uzun yol seyahatini 6 ay önce gerçekleştiren ve ADB’ sini henüz almış biri olarak yelkenli bir teknede bir takım ile beraber yarışma fikri uzak duruyordu...

Nedense yarış dendikçe kendimi sanki aniden bastıran siklonik bir fırtınanın ortasında debelenirken bulacağım zannı vardı hep aklımda.
Hem doğamızda olan kazanma arzusu da rahat bırakmayacak ve bir kere bulaştım mı kazanana dek peşine düşecektim yarışların...

Ama nasıl yazmıştı Rüzgar Baba “ Denize sevdalı bir denizci, ustada olsa acemide olsa güvenli ama monoton kara hayatı yerine heyecanlı,hareketli ,coşkulu maceraları göğüslemeyi bekleyen deniz hayatını seçen ve fırsat bulunca yaşayan ve gereğini yapan adamdır”

Madem iddiamız Denizci olmak...
Madem kara hayatı şikayet dilekçeleri yazıp yazıp atıyoruz kutulara...
Madem yüreğimiz William Wallace gibi,Benjamin Martin gibi, atıyor...
Madem aklımız Haldun Sevel gibi , Sadun Boro gibi deniz odaklı çalışıyor...
Madem maviler, lacivertler, turkuazlar görünce yüreğimiz pırpırlanıyor...
Madem her sabah kalkınca ilk işimiz gökyüzüne bakıp o günkü hava tahminini yapmak oluyor...
Madem ki deniz üzerinde olmayı çok şeye tercih eder olmuşuz...

O zaman fırsat bulunca yarışılacak diyiverdik birden kendimize...
Bulunmazsa da fırsat yaratılacaktı...

Diğer tekneleri bilemeyeceğim ama bizim ilk yarışımızda herkes her işi yapar düsturuyla yarıştık. Öyle sancak cenovacı iskele cenovacı,ana yelkenci,başaltı başüstü, piyanocu, kemancı yoktu... Sadece dümenimizi en tecrübeli ayrıca daha önce yarışlara katılmış tek denizci olan Kaptanımıza teslim etmiştik. Gerisini halletmek bize düşecekti...

İlk yarış için ekip ilk kez Kalamış Marinada teknede bir araya geldiğinde kaynaşma çok çabuk olmuş, 1 saate kalmadan hepimiz 40 yıllık dostmuş gibi sohbete başlamıştık. Ekipte birbirlerini önceden tanıyanlarda vardı tanımayanlarda.

Hava biraz soğuk ve bulutluydu. Ama kış mevsimi için oldukça sıcak. Karaların ve denizlerin ısı iletim katsayıları farklıda olsa doğal dünya sıcaklık dengesini korumak için gün içinde devasa enerji kaynağı güneşimizden aldıkları ısıyı geceleri uzaya geri göndermeleri elzem. Atmosferdeki gazlar ise bu kızılötesi geri dönüş yolculuğuna vize veren cinsten,biri hariç. Karbondioksit... Bu gaz oranı fazlalaştıkça da dünyamız aldığı fazla ısıyı geri atamayıp bünyesine ekliyor. Bu da sera etkisi dediğimiz sonucu ortaya çıkarıyor. Gezegenimizde tek karbondioksit emici varlıklar ise bitkiler ve önemlisi ağaçlar. Yani az orman çok CO2 demek. İnsanlık nüfusunu arttırıp enerji ve kağıt ihtiyacı arttıkça orman azalıyor.

Orman azaldıkça CO2 artıyor. Gaz artınca sıcaklık da artıyor. Beraberinde yangınları körüklüyor. Ama daha önemlisi alçak basınç kuyuları oluşturup siklonik fırtınalara sebep oluyor.

Herkeste belli bir heyecan var. Tüm ekip bugünün özel bir gün olduğunun farkında. Ne de olsa rüzgarı hissetmenin,yelkenleri trim yapmanın,dümeni iyi idare etmenin,ve şimdiye dek öğrenilenlerin hepsini teknede uygulamanın ne denli önemli olduğunu bugün göreceğiz...
Ekip tekneyi neta edip Kalamış Marinadan ayrıldık. Hedef Ataköy Marina açıkları.
Rüzgar yok. Dalga yok. Soğuk yok. Yağış hiç yok. Biz nereye gidiyoruz peki? Kış Kupasına...
İlk yarış için yolda gerekli bilgileri alıyoruz. Hangi sınıf hangi renk bayrakla yarışır,start nasıl alınır,komite botunun işlevi nedir? Komite botuna çekilen bayraklar neyi ifade eder ? Şamandıra nasıl dönülür? Ekibin dikkat etmesi gereken başlıca noktalar nelerdir?

Kaptan Ataköy yolunun yarısında havaya bakıp “Tam balonluk hava” demez mi?
Balonu biliyorum. Simetrik var Asimetrik var. Simetrike gönder şart,asimetrik büyük cenova gibi. Renkleri birbirinden güzel. Pupa ve geniş apazda ve düşük rüzgar hızlarında tekneyi yürütür. Tamam da, hiç balon seyri yapmadım.
Söylesem mi diye düşünürken anlaşıldı ki ekipte henüz balon basmayan çok... E ne olacak şimdi?“Yarışırken öğrenirsiniz” dedi Kaptan. Ataköye geldik. Tekne de biz de netayız. Otuza yakın tekne birbirleriyle selamlaşa selamlaşa,sohbet ede ede start hattının çevresinde dolanıp duruyor. Rüzgar yok.
Yok işte . Yüksek basınç kulesinin zirvesi İstanbul Ataköy o gün.
Basınç 1050 milibar sanki. Esinti bile yok. Konuşmaları dinliyorum ; “Çıkmaz bugün rüzgar” “Yarım saate kalmaz eser merak etmeyin” “Bulutları gördün mü? , hazırlan erken davranalım birazdan gelecek esinti.” “Daha marinada söyledim boşuna gidiyoruz diye ama”
“Rüzgar çıkacak eminim de saatini bilemem”

Bekleyiş uzun sürdü. Ayrılan ayrılana...Kaptan ise komite botunun yarışı abandone etmesini beklemek istiyor. Ekipse Barbanın (Burgaz adadaki eski rum meyhanesi )yolunu tutma niyetine büründü. Balon basmayı bilmeden geldiğimiz ilk yarışımız hüzünle bitmek üzere.
Ve telsizi duyduk;
“Yarış abandone.” Esas biz abandone. Motor çalıştı . Yarışamamaktan acıkan ekip doğru Burgaz Ada Barbaya... Ekibin bir kısmı Lokantanın sahibi Barba Yani ile tanışma keyfine erişmiş daha önce. Bizler denize yeni yeni çıkmaya başladığımızda ise Barba Yani mezelerini, Burgazı ve denizleri bizlere emanet edip aramızdan ayrılmış meğer. Mekanı cennet olsun. Adanın sevgilisi bir naif adammış...

Böylelikle ilk ayak yarışılamadan bitmiş, hevesimiz bir hafta sonraki Caddebostan startına kalmıştı. Hem bu defa deplasmanda değil kendi sahamızda yarışacaktık.
Ekip bir haftalık süreyi balon basarak değerlendirmek istemişti doğal olarak.

Hafta içi sözleşildi, ve tekneyle açıldık. Balon basıp biraz pratik yapacaktık. Ama yine rüzgar yok. Bekleyiş nafile. Balonu basamadan gerisin geriye döndük Marinaya.

Bağlanıp, kamarada sohbet ediyorduk ki ani bir kaçak ve sağanak yağış ortalığı birbirine kattı. 5-6 bofor civarı rüzgar açık heç kapaklarını aşağıya vurup geçti üzerimizden. Teknelerin tamamı iç limanda sallanmaya başladı.
45 dakika sürüp sakinleşti hava. Belli ki ufak çapta bir siklonik fırtınaydı bu.
Poseidon günlerdir sanki bizimle uğraşıyor. Bize ne senin Zeusla kapışmandan . Gökleri Tanrı Zeusa kaptırıp Denizlerle yetinmiş ya bütün öfkesi ondan. Huysuzluğu geçmek bilmiyor. İyi ama Hadese ne demeli. Ömrü yer altında geçiyor.

O hafta geçti ve İkinci ayak için yine teknedeyiz. Hava ilkine göre daha sıcak, daha rüzgarsız...Güneş de ara ara bakıyor aşağıya. Start hattına geldik. Güya pozisyon alacağız. Ana yelkende cenova da açık,balon ise hazır bekliyor.. Ama 1 dakikada ancak 50 cm. yer değiştirme var. Bir kroşe bir aparkat daha yiyip yine abandone mi olacağız derken aniden 10 dakika ikazı geldi. Bir hareket bir heyecan,bir sevinç ekipte sormayın gitsin. Rota Kınalı Adanın güneyinden dönülüp start hattına geri gelinecek. Bu rüzgar ve tekne hızıyla biz ertesi sabah gün ışımadan bitiririz bu yarışı !

Neyse yarış başladı. Teknelerin çoğu Suadiye’ye yakın sahil şeridini takiben Kınalının tam kuzeyini rota tuttular balonlarda açıldı gidiyorlar. Biz ise başka bir taktik denemek istedik.Balon açmadan direkt kınalının batısını hedefleyip oraya gidiyoruz. Rüzgar 1-1,5 bofor kuzey esiyor.
Ama kararsız. Dirise etmesi an meselesi. Yıldızdan Karayele hatta Batıya dönerse açık ara birinciyiz.

Diğer teknelerde balonlar toplanacak,yeniden trimler yapılacak ve rota değişikliğine gidilecek. Biz ise sadece iskeleye toplaşıp sohbet ede ede birincilik kupamızı kaldıracağız.
Ve gerçekten rüzgar 5 dakika içerisinde karayel-batı yönüne döndü.
Biz ve diğerleri durumu ufukta gözüküyor. Herkes iskeleye. Ağırlıkla beraber hız da biraz arttı. Birinciliği kutlarken hangi şampanya markasını patlatacağımız tartışmaları en fazla 30 dakika sürdü. Hava kaldı aniden .

Hız sıfır. Poseidona baktım gelmiş mi diye. Gelmiş... Direkt bana bakıp gülümsüyor...
Bekleyiş bir süre sonra son buldu. Rüzgar gülüne baktım. Kuzey !
Bu ne demek ? Bu birincilik yok, kupa yok,şampanya yok demek...
Hatta bu rüzgarla sonunculuk daha yakın. 1-1,5 bofor da bile denizin şakası yokmuş.
Balon bastık, ama dolmuyor.. Birimiz gönder oldu yine tık yok. Alt yaka suların içinde. Güngörmez güvertede, orsa yakası mahsun. Balon basmak bize haram...

Milim milim Kınalıya doğru ilerlerken biraz sonra Poseidon bütün rüzgarı bir daha geri vermemek üzere alıp gitti. Onlarca tekne Kınalıya yarım mil mesafede rüzgarsız hareketsiz kalakaldık...

Kınalıya çok yakın olanlar kayalara bindirme korkusu yaşayarak kuytudan kurtulmaya çalışıyor,kınalıyı dönen bir iki tekne rüzgar bekliyor,biz ise sohbet ediyorduk. Ne o ? Yarışıyoruz !? Telsizden birer ikişer yarış terkler gelmeye başladı. Sabrı tükenen, yarışamamaktan sıkılan tekneler pes ediyorlardı huysuz Poseidona karşı.

On dakika sonra telsizden beklenilen anons duyuldu “Yarış Abandone” Dayak yemiş gibi olduk hakikaten. İyide biz ne zaman yarışacağız ? Yelkenler mayna, makine start istikamet Barba... Yarışlara mı katılıyoruz, ziyafetlerimi anlamadık.

   

Tüm umutlarımızı haftaya yapılacak üçüncü ve sonuncu ayağa bırakarak eve döndük. Artık yarışamamaktan yorulmuştuk.

1 hafta sonra son yarış günü de gelip çattı. Bu kez hava rüzgarlı deniz de dalgalıydı. Artık yarışalım istiyorduk tüm ekip. Kışlık giysiler, botlar,bereler,eldiven ve gözlükler hepsi tamamdı...

Kaptan sıkı bir günün bizi beklediğini ve hazır olmamızı söyledi. Arkasından bizim yarış sınıfımızdaki rakipleri anlatmaya başladı.
Taktikler üzerinde konuşulduktan sonra Ekip bu sefer yarışmak umuduyla palamarları karaya bırakarak yola koyuldu...

Yarışma duygusu insanoğlunda o kadar güçlü ki, henüz marinadan yeni çıkmış motorlarla gitmekte olduğumuz halde etraftaki 4-5 tekne ile rekabete girmiştik bile...

Ataköye yaklaşırken tam demirli tankerlerin olduğu bölgede seyir ederken hava 20 knotlardan aniden 35 knotlara çıktı. Hepimizi heyecanlı bir bekleyiş almıştı.İlk iki ayağın acısı çıkacak gibi duruyordu.

Start hattına gelindiğinde irili ufaklı 40 a yakın yelkenlinin cirit attığını gördük.Çoğu tanıdıktı. Uzma,Oğuzhan Too,Mobiydick,Blue Wind,Hillside,Provezza,Orsa,Capricorn ve diğerleri... Hepsi birbirinden alımlı güzel denizci yelkenliler...

Bir başka şanssızlıkta telsize bağlı hoparlörün kırılması oldu. Telsiz seslerini çok az duyabiliyorduk. Devrim 10 ve 5 dakikaları tutup son 10 saniyeyi geri sayacak ekip iyi trim yapacak Kaptan da doğru start pozisyon alacaktı...Ne kıyıdan ne açıktan gidecektik. Ufak açılı tramolalar atarak şamandra hattına yakın seyretmekti plan. Devrim geri sayarken doğru pozisyonu almaya çalışıyorduk. Start verildiği anda şamandıranın tam yanında olmalı ve start almalıydık.

Formula 1 otomobil yarışlarındaki start geldi aklıma. Birde etrafıma baktım.
En fazla 35-40 metre enindeki bir bantta 40 a yakın tekne yarış başladığı anda en iyi pozisyonu alabilmek içim birbirlerini sıyırarak adeta volta atıyorlar. Hava 30 esiyor dalga boyuda 1 metrelerde. Bu oldukça karmaşık ve göreceli riskli volta atma durumu komitenin son 5 dakika işaretiyle beraber Devrimin kronometresini çalıştırmasıyla hepten adrenalinli bir hal aldı.

Sanki Discovery uzaya atılacak. 10,9,8,7....... Devrim sıfır dediğinde teknemiz start hattı şamandırasının tamda yanındaydı,ama komite botundan yarış başladı işareti gelmemişti mecbur kıyıya doğru biraz daha yol alıp tekrar geri gelecek ve bir daha şamandıranın yanına varacaktık. Bu olay biraz telaş yarattı bizde ister istemez. Start geç verilecekti belli ama biz aynı sekli ile yakalayabilecek miydik start
pozisyonumuzu ? Nitekim biz kıyıya yaklaşmış geri dönmek üzereyken start verildi.

Start hattını mecburen kıyıya çok yakın geçtik. Yarış başlamıştı. İstediğimiz gibi çıkamamıştık ama olsun. İlk şamandırayı döndüğümüzde ortalardaydık sıralamada. Rüzgar yönü poyraz, hızı 30 knottu.
Her kontra değişiminde ekip ters tarafa yığılıyor ve özellikle giderken orsa seyrinde
tekneyi dengede tutmaya çalışıyordu. Serhan ana yelkeni oldukça iyi idare ediyor boşal ve laçkaları zamanında yapıyordu. Tramolalarda vinç ve halatlar iyi kullanılıyor, olabilecek en kısa zamanda tramola atılıyor ve trim hızla yenileniyordu.

Yarışın üçte biri tamamlandığında sağanaklarda rüzgar hızı 40 knota ulaştı. Bu hız rotayı koruyarak seyri güçleştiriyordu. Bir süre sonra hız 20 knotlara düştü.
Giderken orsa yapan tekneler dönüşte birer ikişer balon açmaya başladılar.
Hatta bazıları 2 hatta 3 ayrı balonu sırasıyla yeri geldiğinde basıyorlardı.

Dönüşlerde geri kalmaya başlamıştık. Balon basılmaya karar verildi. Balon güverteye alındı. Hazırlanılırken rüzgar hızı tekrar ve aniden arttı. Etrafta bazı yatların balon parçaladığını görmeye başladık .. Hatta bir teknenin direği kırıldı. Bunlar hem ekibi üzdü hem de balon basmaktan vazgeçirdi ..

Tabi yarış terkler ve 4-5 sınıfın aynı parkuru paylaşması yarış sıramızı belirlememizi de engelliyordu. Çok tekneden önce yarışı bitirdik. Oldukça keyifli geçen bir yarış olmuştu bizim için. Ataköy marinaya girip yanaştık.

Üşümüş halde sıcak çorbalarımızı içerken dereceye gireceğimizi pek düşünmemiştik. Hiçbirimiz tabelaya bakmayı akıl edemedik. Çorbalar ve sohbet bitince,ver eline Kalamış Marinaya geriye döndük. Karanlık İstanbula, tatlı bir yorgunluk da bedenlerimize çökmüştü...Capricorn teknesi de 1-2 dakika sonra gelip yanımıza yanaştı.

Biz toparlanırken Kaptanımızın sesini duyduk. Capricorndan öğrenmişti.
“3. olmuşuz” Şaşkınlık ve sevinç kapladı güverteyi. Başarıyı şarap içerek kutladık. İlk yarışta kürsüye çıkmayı pek de hedeflememiştik aslında.
Ama sonuçta 3. olmuşuz. İlk yarış ve deneyimsiz bir ekip için iyi. 3.lük plaketimiz ve çektirdiğimiz resimler Kış Kupasının aklımızda kalacak son anlarıydı...

Eve giderken düşünüyordum. Bu kapandan yavaş yavaş kurtuluyordum galiba. Şehirle olan kavgamda bir mevzii daha kazanmıştım o gün. Hayat yolunda makas değiştirmiş gibiydim. Şu şehirde kaç kişi denizin farkındaydı. Kaçı mavilerin üzerinde yarışan bir avuç adamın ne yaptığını ama daha önemlisi neden yaptığını soruyordu ? Bir an hem karar verdiğim kendi yolumda bir eşik daha geçmiş olmamın hem de bu metropoldeki bir avuç insandan biri olmanın keyfi kapladı beni.
Yüzümde hak edilmiş bir gülümseme içimde güçlendiğimi hissederek eve varıyordum…
Yeniden denizlerin peşine düşeceğimden emin olarak…

Cenk Şahin   Aralık 2005
 

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri